|
|
|
Seyfettin Kılıçkaya tarafından yazıldı.
|
Sahi biz neyi arıyoruz?
Bence herkes sormalı bbu soruyu kendine :
Birey olmayı mı? Toplumsallaşmayı mı? Öyle ya toplumsallaşmak için önce birey olabilmeyi başarmak gerekir.Birey olmak gerekir ki ; toplum içerisinde kendine düşen rolü ödev ve görev ( yada görevleri) bilinçli ve sorumluca yerine getirebilsin.
Eğer birey olma zenginliğine sahip değilse 'bir zat' toplumsal deryanın renklerine,sıcaklığına,derinliğine, felsefesine,doyumsuzluğuna,yol göstericiliğine,gücüne ve idarisine de sahip olamaz.
Bir diğer deyişle ''DOST'' olabilmeyi başarmaktır.Birey olabilmek öyleyse ; genel anlamda insanları severiz , arkadaşlarımızı insanlardan daha çok severiz.DOSTlarımızı ise hepsinden daha fazla severiz.
Bu dernekte büyük DOSTluklar kurmaya ne dersiniz?
DOST dediğin ; sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile seni sevmeli
Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı
DOST dediğin...
Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli
Ve ;
Ağladığında seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok DOST matematiksel olmalı.
Sevinci çarpmalı ,
Üzüntüyü bölmeli ,
Geçmişi çıkarmalı ,
Yarını toplamalı .
Yani ; kalbinin ve beyninin derinliklerinde ki ihtiyacı hesaplamalı...
VE HER ZAMAN ''BÜTÜN'' PARÇALARDAN DAHA BÜYÜK OLMALI...
Kuşkusuz ki bazen de ''parça bütünden'' daha büyüktür.
Rivayet odur ki ;
Genç adamın biri dermiş babasına hergün :Benim de dostlarım var , sende ki dost gibi.
Baba itiraz eder :Olmaz öyle çok dost hakikisi.Belki bir belki iki... Fazlasını bulamazsın gerçek hakiki...
Devam eder dururmuş bu konuşma.Aralarında başlar bir tartışma.Karar verirler birgün sınava.Dostun hakikisini anlamaya.Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala.
Baba derki oğluna :'Hadi al bu çuvalı şimdi götür dostuna.'
Çuvalda kanlar damlamakta,sanki öldürmüşler de bir adamı koymuşlar çuvala.Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı gider en iyi bildiği dostuna.Çalar kapıyı.O dost bakar ki bir çuval hemde kanlı.Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına.Almaz içeri arkadaşını.
Böyle tek tek dolaşır delikanlı.Kendince tanıdığı,sevdiği dostları.
Ne çare ; hepsinde de sonuç aynıdır.Evlat geriye döner ama içten yıkılır.
Babasına dönerek : 'Haklıymışsın baba ' der.Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba : Hayır evlat der.Benim bir dostum var bildiğim hadi çuvalı al da git ona.
Genç adam çuvalı sırtlar tekrar.Alnında ter çuvaldan kanlar damlar.Gider baba dostuna.Kabul görür.Sevinir.
O dost delikanlıyı alır hemen içeri.Geçerler arka bahçeye bir çukur kazarlar.Birlikte çuvaldaki koyunu gömerler.Adam diye de üzerine serpiştirirler toprak.Belli olmasın diye de dikerler sarımsak.
Genç adam gelir babasına : 'Baba işte dost buymuş.' diye konuşunca
Babası : Daha erken o belli olmaz sen yarın git çıkart bir kavga.Atacaksın iki tokat, atacaksın iki tokat çekinmeden ona.İşte o zaman anlaşılacak dost hakikisi.Sonra gel olanları anlat bana.
Genç adam aynen yapar babasının dediğini.Maksadı anlamaktır dostun hakikisini. Babasının dostuna istemeden basar iki tokat.
Der ki tokatı yiyen :
DOST git de söyle babana ; biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokatını... |
|
Yorumlar